Header Ads

GÖMÜLMÜŞLER BETONUN İÇİNE






GÖMÜLMÜŞLER BETONUN İÇİNE

Ordu caddesinden aşağıya, çarşıya doğru yürüyordum. Aslında iyi bir fikir değilmiş. Aylardan temmuz, sıcak ve nemli bir gün. Henüz yolun başında terlemeye başladım.

Bandırma'da Ordu Caddesi, yukarıdaki fotoğrafta da görüleceği gibi, iki yanı yüksek apartmanlarla dolu bir caddedir. Çok da geniş olmayan caddenin sağı-solu otopark gibidir. Neredeyse 24 saat araçlar park halindedir. Biri gitse, hemen yeri dolar. Çünkü cadde boyunca mağazalar vardır, bu nedenle hareketli bir caddedir. 

Sıcak beni bunaltmaya başlamıştı. Mağazasının önünde müşteri bekleyen bir arkadaşımı gördüm;

"Hayırlı işler!" diledim, fırçayı yedim. Bu sıcaklık da neymiş!. Sanki güneşin kumandası bende de, ışınların miktarını kısabilecekmişim gibi!..

"Temmuz ayındayız, normal!" dedim. Azarın dozu arttı.

"Nesi normal yahu! Şuraya bak, her yerim sırılsıklam."
 

Gömleğini gösteriyordu. Gerçekten bazı bölgeleri terden ıslanmıştı. "Piştik arkadaş!"

Başka biri bizim sohbete katıldı;
"Sıcaklık 40 derece var herhalde" dedi.

"Yok, 32 derece" dedim.

"Nem yüksek, değil mi?" diye söze karıştı bir başkası. 

"Evet, yüksek. Daha sıcak hissetmemize neden olur." dedim. 

"Sen 32 diyorsun ama, bizim termometre 45 gösteriyor" dedi öbürü. Bunu öyle bir söyledi ki, beni azarlıyordu. Gözlerini görseniz, üç gündür çölde kalmış da su içmemiş gibiydi. Adamı tanımıyorum, sadece arkadaşımın yanında duruyor. Birazdan yumruk yumruğa girişeceğiz sanki..

"Nerede ölçtün 45 dereceyi?" diye sordum.

"Benim arabadaki termometre 45 gösteriyor, gel de gözünle gör!" derken sigarasından sinirle bir nefes çekti.

"Olabilir" dedim, "ama meteorolojinin değeri.." diye açıklamaya çalışırken bir azar daha geldi.

"Ya bırak, meteorolojiymiş!" dedi arkasını dönüp sigarasını yedi.

"Arızalı herhalde sizi  termometre, baktırsanız iyi olur!" dedi arkadaşım. Daha başka şeyler de söylendi o arada. Arkasını dönen tanımadığım adam da tekrar bana dönüp bir şeyler söylemeye başladı. Şimdi düşününce, adamlar sıcaktan bunalmışlar, burunlarından soluyorlardı. Ama unuttukları bir şey vardı, ben de aynı sıcak havanın içindeydim ve ben de bunalmıştım. Beni bu kadar sıkıştırmayacaklardı.

"Sizin termometreler yanlış yerde arkadaş!" diye çıkıştım. 

Birden sustular. Tane tane anlatmaya başladım;

"Şu köşede bir ekmek fırını var, değil mi?.. Ekmekleri pişiren ustaya soralım bakalım, onun termometresi kaç dereceyi gösteriyormuş.. Böyle ölçüm olmaz!.. Biz havanın sıcaklığını gölgede ölçüyoruz. Yoksa fırının havasını veya sizin caddenin havasını ölçmüyoruz. Etrafınıza şöyle bir baksanıza, nerede yaşıyorsunuz?.. 6-7 katlı apartmanlarla dolu bir cadde. Bu caddeye yıllarca üst üste kaç kat asfalt döktüler acaba?.. Bu kadar betonun içinde, kat kat asfaltın üstünde bunalırsınız tabi.. Hadi binelim senin arabana, 45 derece gösteriyor ya, en yakın köye gidelim bakalım kaç derece gösterecek?.." diye sordum.

Uzun bir sessizlik oldu.

"Yok, 45 derece göstermez" dedi arkadaşım sonunda. Yanındakinin sigarası bitmişti, öyle bakakaldı. 

"Bu cadde aslında yaşanılır bir cadde değil. Bu kadar betonun içinde bunalırsınız elbette. Size daha az beton, daha çok yeşil alan gerek." 

Gömülmüşler betonun içine, beni azarlıyorlar.. 


                                                                                                  Fuat Kurumahmut

Yorum Gönderme

0 Yorumlar